An olur hayatina birilerini sokarsin, sadece o yogunlukta durup dinlenmek, yada soluklanmak icin bir duraktir sadece.. Bazen arkana bile bakmadan devam edersin gelecek duraklara, bazen de duraktan kalkasin gelmez, gecici oldugunu bile bile, bir zaman gelip o duragi da geride birakacagni bile bile, gitmek istemezsin..
Yol yorar insani, nereye gittigini bilmemek kadar kotu bir yolculuk hali yoktur, gidersin gidersin gidersin..
24 Ekim 2013 Perşembe
20 Ekim 2013 Pazar
Evden Sesleniş
bazen bütün gün evden çıkası gelmez insanın, hele bir de hava yağışlı ve soğuksa, insanın hiç kalkası gelmez.. şimdi havalar soğudu ve bu duygu ben çok sık oluşmaya başladı ..
bir gün oluyor, telefona bakıyorsun ve kimse aramıyor kimse yazmıyor. birileri yazsın istiyorsun, evden çıkmanı istesin koşarak gidesin istiyorsun olmuyor, her gün çalan telefon senin ihtiyacın olduğu zamanda çalmıyor.. yada ihtiyacın olduğu zaman istediğin kişi aramıyor, kimi istediğinide zaten hiç bir zaman sesli dile getiremiyorsun ki... Boktan bir ruh hali içinde evin içinde bekliyorsun..
bir gün oluyor, telefona bakıyorsun ve kimse aramıyor kimse yazmıyor. birileri yazsın istiyorsun, evden çıkmanı istesin koşarak gidesin istiyorsun olmuyor, her gün çalan telefon senin ihtiyacın olduğu zamanda çalmıyor.. yada ihtiyacın olduğu zaman istediğin kişi aramıyor, kimi istediğinide zaten hiç bir zaman sesli dile getiremiyorsun ki... Boktan bir ruh hali içinde evin içinde bekliyorsun..
13 Ekim 2013 Pazar
insan ömründe bazı zamanları hiç unutamazmış..
insan ömründe bazı zamanları hiç unutamazmış..
ben hiç bir zaman 'onu' ilk gördüğüm zamanı hatırlayamam, nerede gördüm nasıl gördüm, ne zaman bir şeyler hissetmeye başladım hep muammadır bende. ben daha çok ne zaman canımı yaktığını, ne zaman çaresizlik içinde baktığını, ne zaman gidiyorum dediğini hatırlarım..
28 Eylül 2013 Cumartesi
ilişkiler
ilk ne zaman aşık oluyoruz, yada ne zaman birini sevdiğimizi anlıyoruz. ne zaman bu 'son aşkım' diyoruz, birinde niye kendimizi sonlandırıyoruz, hep daha iyisi daha güzeli çıkmayacak mı sanıyoruz? ya da mevcut şartları mı değerlendiriyoruz.
her insanın karşı cinsle yaşadıkların aşkın bir ömrün var, ve bu ömürü de siz belirliyorsunuz, kiminden 4. öpüşmeden sonra sıkılırsın, kiminden 3. sevişmeden sonra sıkılırsın.. kiminle hiç bir şey yapmadan saatlerce oturmak istersin, kiminin de seni sevmesini istersin daha önce kimsenin 'sevmediği gibi'..
'gibi' dedim çünkü 'sevmediği kadar' söylenmesi kadar yazması da saçma bir tümleçtir.
bazı insanlar sevilmek isterler sadece, eksik olan bir şeylerini ararlar başkalarında, arkadaşlarından, sevgilisinden yada ailesinden.. ve çoğu zaman da neyi eksik olduğunu hiç bir zaman bulamadan devam eder aramaya..
2 Haziran 2013 Pazar
Gezi Parkı
6 yaşına kadar her hafta sonu ya Cihangir Parkına yada Gezi Parkına gidermişiz, hatırladığım anılar az ama her Gezi Parkına gittiğimde küçüklüğümden birşey buluyorum.. ve hep bir tebessüm içinde buluyorum kendimi, küçüklük anılarımı hatırlamaya çalışırken.. ve şimdi bana diyorlarki kendimi en mutlu hissetiğim yerlerden birisi yıkıp kışla yapıcaklarmış, çok modern olmayan bir mimariyle.. bu eyleme direnişe mücadeleye adına her ne dersek diyelim, katılmasaydım çocukluğuma ihanet etmiş olucaktım belkide.
Neden orda olduğumuzun farkındaydık.. Elinde taş gördüğümüz bir kaç insanı uyardık 'taş atmak yok' 'amacımız zarar vermek değil'... ve o caddede iki gün de de tek olay çıkmadı, gaz bombası yememiz dışında...
aynı saatlerde tarlabaşı-taksim yönünde bulunan arkadaşım ise bana tam tersi olayları anlattı.. polise taş atmak için önlerine taşlar getirildiğini, dükkanların camlarını kırmak için yönlendirildiğini, banka ve atm lere zarar verildiğinden bahsetti uzun uzun...
olayın siyasi boyutuna girmiyorum hiç, parti bayraklarının asılmasına, miting toplantıları düzenlenmek istenmesine, yada gelip gövde gösterisi yapan insanlar ilgi alanıma girmiyor..
cumartesi öğleden sonra tahmin ettiğimiz saatlerde polis çekildi, gerçi çekilmeseydi cumartesi gecesi orası mahşer alanı olurdu, poliste farkındaydı bunun ve tek çaresi çekilmekti ve çekildi... ya sonra?
Bir grup insan mutluydu, gülüyordu, gururluydu, çünkü onların amacı ağaçlar kesilmesin, beton yığınları bizden uzak dursun, nefes alacak yerlerimizin kalsın. onlar güneşin sıcağında kendini 'Gezi Parkına' atarak serinliyordu, boğaz manzarası karşısında çay içiyordu, kimisinın anıları vardı, kimisinin de hayvanları vardı.. vermiş oldukları mücadele alkışlanacak takdir edilecek gururla anlatılacak bir hikayedir..
keşke olaylar böyle bitseydi Başbakan çıkıp 'kışla projesi iptal Park Bizimdir hata yaptık' deseydi
keşke basın mensupları gelip basın açıklamaları yaptırsaydı, akil meraklısı hükümete bir akil insanda biz çıkarıp açıklama yaptırsaydık ne istediğimizi anlatsaydık...
1 haziran akşamı taksim savaşa hazırlık yapıyordu gözlerimle gördüm, taşlar barikatlar hazırlanıyordu, beşiktaş karıştı diye haberler geliyordu, ölü ve yaralılar var diyerek millet tahrik ediliyordu. belediye otobüsleri taşlanıp devriliyor, polis araçları yakılıyordu...
Yahu biz neyin mücadelesini veriyorduk ne işimiz vardı burada ? bir anda maskeler neden çıktı, neden polisler düşman ilan edildi. neden her duyduğumuza inanır olduk. bu kadar mı aciz kaldık, bu kadar mı cahil kaldık, klavye başından yüzlerce RT yapan kardeşlerim, beyin süzgecinize noldu ? yeşil ve ağaç için yemedik mi o gaz bombalarını ? şimdi yakıp yıkmak niye? 2 gündür ortalarda dolanan yalanın sayısı bini geçti belkide, tamam Hükümet üzerine düşeni yapmadı tamam Başbakan bu sınavdan sınıfta kaldı.. ama ya biz?
bu mücadele artık Gezi Parkı mücadelesinden çıkıyor, korkuyorum arkadaşlar nerede biticek bu mücadele, limitimiz ne ? kiminle savaşıyoruz kime taş atıyoruz ? bunları yapana dur demezsek nasıl haklı kalacağız?
sonuna kadar 'Gezi Parkı'na dokunma diyorum ' ağaçlar kesilmesin diyorum..
ağaçı seven insanın eli taş sopa tutmaz, tutmamalı, bunu ayrımını yapalım artık, yada bekleyelim, ne kadar canımız yanıyor test edelim...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)